Uzun yıllar kitapları bitirmek için okudum. Sayfanın sağ alt köşesine kaçamak bir bakış, daha ne kadar kaldığını hesaplamak, bir an önce sıradakine geçme telaşı… Sanki okumak da halledilmesi gereken bir işti.
Sonra bir şey değişti. Galiba mesleğimin bana öğrettiği sabır, masamın başından kitabın başına da sızdı. Artık bir kitabı bitirmek için değil, içinde bir süre kalmak için açıyorum.
İyi cümle beklemeyi bilir
Yavaş okumak, bir cümlenin önünde durup onu yeniden okumaktır. Bazı cümleler vardır, ilk geçişte yanından usulca geçersiniz; ikinci okuyuşta sizi durdururlar. İşte o ikinci okuyuş için acele etmemek gerekiyor.
Bir kitabı hızlı okumak, bir şehirden trenle geçmek gibidir; yavaş okumaksa o sokaklarda yürümek.
Altını çizmeyi de bu yüzden seviyorum. Kurşun kalemle, hafifçe. Yıllar sonra aynı kitabı elime aldığımda, geçmişteki halimin nerede durup düşündüğünü görmek bana tuhaf bir şefkat veriyor.
Geri dönmenin hakkı
Yavaş okumanın en güzel yanı, geri dönme hakkını kendine tanımak. Bir bölümü yeniden okumak zaman kaybı değil; çoğu zaman asıl okuma o ikinci turda başlıyor.
Belki de yavaş okumak, hayata dair küçük bir prova. Acele etmemeyi, dikkatle bakmayı, tadına varmayı önce sayfalarda öğreniyoruz; sonra masaya, sofraya, insanlara taşıyoruz.
Bu aralar ne okuduğunuzu merak ediyorum. Yavaş okuduğunuz bir kitap varsa, bana yazın.
Yazıyı sevdiyseniz bana yazın.